29 Ekim 2015 Perşembe

Yedigöller Güncesi

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tatili vesilesiyle sonbaharda en çok görmek istediğim yerlerden biri olan Yedigöller' e gitme imkanı buldum. Sabah erken saatte kahvaltımızı yapmadan yola çıktık. Devrek'te eski bir köy kahvesinde taş fırın simidi, eski kaşar ve demli çay eşliğinde hızlı kahvaltımızı yaparak yolumuza devam ettik. Yedigöllere 30 km kala bozuk bir yola girmek zorunda kalsak da muazzam doğa manzarasının keyfini sürerek şikayet etmeden varmayı başardık. 4x4 bir arazi aracınız olursa daha rahat bir yolculuk yapabilirsiniz. Bizim şansımıza hava günlük güneşlikti. Biz de yolda müzik dinlemek yerine doğanın kendi sesini dinlemeyi tercih ettik. Yedigöller milli parkına araba giriş ücreti 12 TL. Girdikten sonra gölün etrafında yürüyüş yaparak birbirinden güzel fotoğraf karesi yakalayabilirsiniz. En son göl kenarındaki mesire alanlarında dilerseniz mangal yapabilirsiniz.

Sevgiyle kalın,  












25 Ekim 2015 Pazar

Güneşe Aldananların Güncesi

Her seferinde kanıyorum sana Güneş.. Öyle pırıl pırıl gösteriyorsun ya kendini bana yukardan.. Heleki çarşaf gibi deniz ve denizden mavi gökyüzü de sana eşlik ediyor ya anlaşıp, bütün o aldanmalarıma bir yenisi daha ekleniyor.. Kabul etmek istemediğimden midir kışın geldiğini bilmiyorum. Kışın karın ortasında doğmuş bir yaz insanıyım ben çünkü. İçim her daim kıpır kıpır, umutlu.. Bu yüzdendir kanmalarım sana ey Güneş.. 

Uzun uzun yapılan pazar kahvaltımızın ardından "hadi bu güzel havada kahve içelim hanım" diyerek bu güneş, deniz, gözyüzü üçlüsüne Sinan da eklendi😂 Annem olsa güneşe aldanma kızım üstüne kalın bişeyler giy, o bez ayakkabılarla ayakların donacak derdi havayı koklayan kadınım benim😂 Şakası bir yana soğuk dahi olsa yağmurlu günlerin ardından haftasonu bu açık hava bütün hücrelerimi yeniledi diyebilirim.. Oksijeni bütün hücrelerime çekerek yeşilin, temiz havanın ve sevgiliyle içilen türk kahvesinin tadını çıkardım.. Haftasonu mecbur kalmadıkça Avm ye gitmiyorum.. Zaten haftaiçi bilgisayar ve spot ışıklardan kalitesiz yaşıyoruz. Varsın üşüyelim arkadaşım, arada ayağımız toprağa değsin.. Bak çimen lekesinin de çözümü var artık boşver , varsın Güneş kandırsın seni..

Sevgiyle kalın 








18 Ekim 2015 Pazar

Pazar Güncesi

Uzun bir aradan sonra bir haftasonu evimdeyim. Bu haftasonu içsel yolculuk yaptım diyebilirim 👼🏼 Hiçbirşey yapmayıp kendime vakit ayırma kararı aldım. Dışarıdaki soğuk havaya inat evimde geçirdiğim sıcak ve huzurlu saatlerin tadını çıkardım. Bilenler bilir, bir kedi sahibesiyim, ismini şıllık koyduğumuz ve eşimle birlikte İstanbul'da bir yaz akşamı bulduğumuz bir kedimiz var. Aslında o bizi buldu, yanından geçerken var gücüyle ağlamaya başlamış ve dikkatimizi çekmeyi başarmıştı. Park etmiş bir aracın altında ağlayan bir yavru kedi sesine kayıtsız kalamamıştık. Eşimin uzun süren uğraşları sonucu yaramaz bu kızı evimize götürmeyi başarmıştık. Konu kediler olunca ekspertiz olan Suna'ya bir telefon açmamızla o da o akşam bizimle kalmış ismini şıllık koymak zorunda kaldığımız bu yaramaz mı yaramaz yavrucakla uyumuştu. Ayağının üzerinden kuvvetle muhtemel araba geçmişti ki kopan deri parçası sebebiyle yarası iyileşememiş kurttlanmaya yüz tutmuştu. Ertesi gün kendimizi kedilerin cenneti Cihangir'de bir veterinerde bulduk. Küçücük bedeni narkozla uyuşturulup yarası temizlendi kızımızın. Sonrasında artık ailemizin bir parçası oluvermişti. 

Bugün de ev keyfime tatlı mırlamalarıyla iştirak etti şıllık tatlım. Kucağımda bilgisayarım sunum hazırlamaya çalışırken ben, bir yandan da bütün emeğimi minik patileriyle klavyemde dolaşırken silivericek  diye stres oldum. En niyahet korktuğum gibi bir sonuç olmadı çok şükür. 

Yarın pazartesi , yeni bir hafta,yeni bir gün, yeni başlangıçlar...Veeee haftanın mottosunu açıklıyorum: Hayatın koşturmacasında ben duygunuzu kaybetmeyin. Herkesi memnun edemezsiniz ki zaten bunu yapmaya çalıştığınızda göreceksiniz ki mutsuz olan siz olacaksınız. Hayır demeyi ve insanlara karşı dürüst olmayı kendinize ilke edinin. Unutmayın yalanınızın birisi tarafından farkedilmesi sizi sadece değersizleştirir ama dürüstlüğünüz takdir görür. Ve etrafınızda samimi insanlar biriktirin sayıları çok az fakat kıymetlilerinden.. 

Sevgiyle kalın


10 Ekim 2015 Cumartesi

Raika Güncesi

Taksim The Marmara'nın 20. Katında yer alan Raika 360 derecelik açıyla muhteşem İstanbul manzarasına sahip bir  restoran. Mekanın isminin anlamı Osmanlıcada "saf" ve "sade" demek. Boğaz manzarası eşliğinde romantik yemeklerin yenebileceği, kalabalık gruplarla ise keyifli sohbetlerin yapılabileceği sakin, huzurlu, modern ve samimi bir mekan. Çalışanları inanılmaz ilgili ve hepsi çok güleryüzlü..Biz gittiğimizde romantik bir evlilik teklifine de şahit olduk ve alkışlarla hep beraber evet dedik 😁Mekan manzara ve ambiyansıyla o kadar romantik ki evlilik teklif etmek için son derece uygun bir tercih. Genç çifte mutluluklar diledikten sonra biraz yemeklerinden bahsedeyim. Türk mutfağının geleneksel lezzetlerini kendi özgün tarzıyla harmanlayan bir çeşitliliğe sahip olan Raika'da biz akşam yemeğimizde levrek külbastı tercih ettik.. Hayatımda yediğim en lezzetli levrekti diyebilirim..Yanında kırmızı şarap olarak sunaucar.blogspot.com sayfasının sahibi Suna Uçar'ın tavsiyesini dinleyerek frescobaldi cabernet sauvignon tercih ettik (ki kendisi eşimin kardeşi olur) ve her zamanki gibi pişman olmadık .. Restoranın müdürü Merve Yılmaz işini büyük bir aşkla ve özveri ile yapan başarılı bir işletmeci. Kendisiyle yaptığımız tatlı sohbetin ardından Raika'dan mutlu, mesut ayrıldık.. 

En kısa sürede tekrar görüşmek üzere..
Sevgiyle kalın.





6 Ekim 2015 Salı

Vatikan Güncesi

Roma'ya gelmişken 1,5 günümüzü de Vatikan'a ayırmaya karar verdik. Vatikan, dünyadaki en küçük devlet olmasının yanında Hristiyanlığın Katolik mezhebinin de aynı zamanda yönetim merkezidir ve Papa tarafından yönetilir. Ellerinde mızraklarla Papa'yı koruyan askerler, yalnızca İsviçre askerlerinden oluşmaktadır. Tarih boyunca papalık devletine başkaldırmayan tek ülke İsviçre olduğu için papa da başka kimseciklere güvenmiyormuş. Üniformaları pek bir renkli olan bu muhafızların yanından ayrılarak uzun kuyruklar sonucu Aziz Petrus Bazilikasına giriş yapıyoruz. Diğer bir adı da San Pietro bazilikası olan bu kilisenin girişi ücretsiz. Rönesans ve barok mimarisiyle yapılan bu bazilika Hristiyan dünyasının en büyük bazilikasıdır. Bazilikanın ismini aldığı San Pietro da 12 Havariden biri imiş. Bazilikanın tepesindeki kubbeye çıkmak için merdivenleri kullanabilir veya birkaç  euro fazla verip asansörle çıkabilirsiniz. Biz 550 merdiveni çıkmayı göze aldık ama klostrofobisi olanlar siz asansörü tercih edin çünkü merdivenler epey dar ve alçak. San Pietro meydanını ve Roma'yı kuşbakışı izledikten sonra ise kesinlikle bu yorgunluğumuza değdiğine karar verdik. Burdan sonra Sistina Şapeli'ni görmek için Vatikan müzesine doğru yol aldık. Sur boyunca devam eden yürüyüşümüzün ardından müze girişine vardık fakat önümüzdeki korkunç kuyruk yüzünden müzeye girişimizi bir sonraki güne ertelemek zorunda kaldık. Ertesi gün, müzenin en sonunda yer alan Michelangelo'nın muazzam eseri Sistina Şapelinde ve buraya gelene kadar birbirinden etkileyici sanat odalarında dolaştık. Mısır dönemi eserlerinden Roma dönemi heykellerine kadar bir sürü şaheseri görme fırsatı bulduk ve iyiki buraya 1gün ayırmışız dedik. Raffaello'nun odalarında zamanı unutup boynunuz tutulana kadar fresklere saatlerce bakabiliyorsunuz. Ve müzenin çıkışındaki Sarmal Merdivenlerden inerken de güzel kareler yakalayabilirsiniz.. 

Sevgiyle kalın..