
1 Şubat 2016 Pazartesi
Paris Güncesi 1. Gün
Eveeeeettt...Sonunda eşimin şubat tatiline göre aylar öncesinden biletlerini aldığımız Paris seyahatimiz geldi çattı. Tabi bende günler öncesinden heyecan başladı. Rotalar çizildi, planlar yapıldı, derslere güzelce çalışıldı. Maps.me adında çevrimdışı haritalarda lokasyon işaretleyebileceğiniz bir uygulama mevcutmuş. Sağolsun Burak bize söyledi de internet olmadan da telefonlarımızda gideceğimiz noktaları işaretleyip kimseye soru sormadan varabilmeyi başardık. Bir Pınar klasiği olarak tabiki gitmeden Paris'te geçen filmler izledim, blog ve kitaplar okudum. Pariste.net blog sayfasını ve orda keşfettiğim Cüneyt Ayral' a ait Benim Paris'im kitabını şiddetle tavsiye ederim. Paris'e her gitmeyenin amaaan demir yığınını görsen nolur görmesen nolur dediği, gidenlerin de aşık olunası şehir diye tanımladığı tuhaf bir şehir Paris. Bana sorarsanız aşkın, tutkunun ve hazzın şehri burası. Öncelikle Paris'in pahalı bir şehir olduğunu belirtmeliyim,örneğin bir fincan expresso 2,5 eurodan başlayıp 10 euroya kadar oturduğunuz kafenin lokasyonuna ve şöhretine bağlı olarak değişiyor. Cafe de Flore ve Laduree görmek istediğim mekanlardan olduğu için özellikle gittim. Evet fiyatları gereksiz yere uçuk ama Atilla İlhan'ın sevgilisiyle buluştuğu bir kafede oturup kahve içmek beni mutlu etti açıkcası... Gelelim ulaşıma ulaşım için 2 günlük 3 günlük ve 5 günlük Paris Visit Card ile şehir içi 1. Ve 3. Bölgeler için bütün toplu taşımaları sınırsız kullanabiliyorsunuz. Versay Sarayı 5. Bölgede olduğu için biz kısıtlı zamanımızda gidip göremedik. Disneyland için de ilerde çocuğumuzla gitme bahanemiz kalsın istediğimizden orayı da sonraki Paris gezimize bıraktık. Size tavsiyem 3 günden fazla bir gezi planınız varsa Versay Sarayı'nı da planınıza dahil etmektir. Bu arada CDG den ulaşım çok kolay kalacağınız yerin lokasyonuna göre Rossy Bus veya metro biletini havaalanından alarak ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Genel olarak Fransa da Parizyen denilen bir kesim var ki bu kişileri çok sık turistik mekanlarda görmeniz mümkün değil. Merkezden uzaklaşıp Parislilerin yaşam alanlarını keşfe daldığınızda göreceksiniz ki fular ve fötr şapkasız gezmeyen beyefendiler hangi yaşta olurlarsa olsunlar şıklıklarıyla dikkatleri üzerlerine topluyorlar. Aynı şekilde şık ve güzel parfüm kokan Fransız kadınları da dikkatinizden kaçmayacaktır. Biz kalacağımız yeri Airbnb den ayarladık ve çok memnun kaldık. Bu yüzden odamıza valizlerimizi yerleştirir yerleştirmez Eyfel Kulesi'ne yürüdük. Gerçekten o devasa kuleyi görene kadar Paris'te olduğumu idrak edememiştim fakat görür görmez insanda yanına koşma hissiyatı yaratan bu devasa kulenin altında öpüşen aşıkları, fotoğraf çeken turistleri ve tabi minyatür Paris objelerini satan satıcıları görünce işte o zaman anladım:) Bir de bir düğün dış çekimine şahit olduk :) Bizde dış çekimler gündüz hele düğün yazın ise sıcağın güneşin altında yapılırken gece yapılması çok şaşırttı. Fakat Eyfel kulesini gündüz de görünce sebebini anladım. Gecesi çok daha güzel ve farklı bir ambiyansa sahip çünkü. Sonrasında metro ile Şanzelizeye giderek Zafer Takını da gördük ve cadde boyunca birbirinden ünlü markaların mağazaları eşliğinde gezimizi tamamladık. Laduree dan makaron için bu kadar sıraya giriyorsa bu insanlar, biz de bekleyelim mantığıyla o yorgunluğumuza rağmen bekledik ve mutlu sona ulaştık. Sonrasında Laduree dan daha makul fiyatlı ve daha lezzetli makaroncular keşfettik o ayrı. Concorde meydanında bütün şehri ayaklar altına alan bir dönme dolap sayesinde 1.günümüzün gecesinde de Eyfel'de sıra bekleyeceğimize aynı manzarayı görebileceğimiz eğlenceli bir zaman geçirme imkanı bulduk. Hem çocuklar gibi eğlendik, hem de şehri yukardan izledik ve güzel fotoğraf kareleri yakaladık.


Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder